8 Kasım 2009 Pazar

500 Days Of Summer (2009)



"Çünkü ben böyle romantik-komediler izlemeyi seviyorum" 500 Days Of Summer bu yılın bombalarından oldu benim için , doğrusu iyi eleştiriler(yabancı basında) aldığını biliyordum ama bu kadar seveceğimi tahmin etmiyordum ...

"Tom mimarlık okumuş ama bir şirkette tebrik kartları yazan bir pozisyon da çalışmakta olan biridir , Summer ise Tom'un patronun asistanıdır.Tom Summer'ı ilk gördüğü anda hayatının aşkının o olduğunun farkındadır ve böylece Summer ' ın 500 günü Tom'un hayatında başlar..."

Marc Webber filmi düz bir kurguyla çekmek yerine ortadan başlayan ileri geri dönüşleri olan ama asla seyirciyi sıkmayan veya hikayeden kopmasını sağlamayan bir şekilde kurgulamayı tercih etmiş bu karışık kurgu tarzı artık demode oldu gibi düşünülsede bence bir romantik komedi için oldukça iyi bir fikir ve görünen o ki filme de çok yakışmış.
500 days of Summer'ın o hafif bağımsız havası çok samimi belki de çok farklı bir hikaye söylemesede ( "bir aşk hikayesinde ne derece orjinallik arıyorsak") izlerken gerçekten özenilmiş soundtraki ile size keyif veriyor , söz konusu hikayeyi bir erkeğin anlatması ve onun izlenimleriyle oluşturulması itibariylede erkekler için romantik - komedi ( bu lafa tavım) anlayışınada uymakta zaten...



kısacası Bu film bir aşk hikayesini anlatmıyor aşk hakkında bir hikayeyi anlatıyor ve böyle anlatılırsa kendini zevkle izlettiriyor...

89
/100

1 Kasım 2009 Pazar

Transformers: Revenge of the Fallen ( 2009 )

http://www.techshout.com/images/transformers-revenge-of-the-fallen-video-game.jpg

Ekonomik kriz kendini her sektörde bir bir hissetirdiği şu günlerde hollywoodun da bundan pay almamısı mümkün değil , tabiki bu durumlarda studiolar için devam filmleri birer nimete dönüşüyor.Sevgili Steven Spielberg abimizde Micheal Bay ile kafa kafaya verip Transformers 'ın devamı niteliğinde çekilen Transformers: Revenge of the Fallen 'ı bu yaz gösterime soktu.

İlk filmden hatırlayacağınız üzre tam kadro ikinci filmde de yola devam ediyorlar yönetmen koltuğunda yine Micheal Bay var (aynı zamanda spielberg ile beraber yapımcıda) , esas oğlanımız Shia LaBeouf (kendileri spielberg'ün yeni gözdesi ) ve esas kızımız Megan Fox da hali hazırda ikinci filmde yerlerini almışlar...

Neyse sadete gelirsek 2. filmde de iyi robot - kötü robot savaşı devam ediyor hatta bu sefer mekan durumunu daha büyük safaya getirip Çin de başlayıp Amerika da devam eden son olarak Mısır da son bulan bir çerçeveye getirmişler,dorusu Micheal Bay filmlerinin güzel yanı bütçe konusunda cimri davranmayıp teknolojinin getirdiği her imkanı had saffada kullanılması bu anlamda Micheal Bay(Armageddon , Pearl Harbor , Bad Boys , The Island) zaten büyük bütçeli iyi gişeli filmlerin yönetmeni olarak bir etiket yaptı fakat bence temel problem yönetmenlik dediğimiz olayın çok daha fazla bir şey olmasından kaynaklanması bu filmdeki her türlü klişeyi ; bu noktada söylenecek aslında okadar çok şey varki Sam'in ailesinin tam anlamıyla karikatür nitelikte olması ,Sam ile Mikeale arasındaki seni seviyorum diyememe durumunun dizilerdekinden beter olması inandırıcılığının olmaması , Sam 'in seçilmiş kişi olması muhabbeti bunlardan sadece bir kaçı hatta içimde kalmasın söyliyeyim komedi sahneleri bile okadar tanıdık ki biraz yarıtıcılık diye içinizden geçirmeden edemiyorsunuz ve süresinin haddinden fazla olmasını bir tarafa koyuyorum filmdeki aksiyon bile bana tad vermedi doğru dürüst bir çarpışma sahnesi bile izleyemedik sürekli düşen uçaklar patlayan arabalar tamam hoşda birde ağız tadıyla karman çorman etmeden önümüze sunsanızda izlesek dedirtiyor özellikle finaldeki Optimus'un 2 ye karşı 1 savaşını toz bulutundan ve aşırı rahatsız edici kamera kullanımından doğru dürüst izleyebilen varsa takdire şayendir ...

Kısacası Transformers: Revenge of the Fallen mı ben almayayım...
35/100

28 Ağustos 2009 Cuma

Inglourious Basterds

http://www.sinemam.net/wp-content/gallery/soysuzlar-cetesi/img05.jpg

Quentin Tarantino sinema dünyasında tartışılan bir yönetmen ölümcül fanlarının yanında onu çokta tasvip etmeyen bir kesminde olduğu gerçek ben kendi adıma tarantinonun filmlerini severim ve takip edilmesindede tarafım peki sevgili tarantino 2. dünya savaşına dair bir film yapmak isterse nasıl olur tam anlamıyla Inglourious Basterds gibi olur...

Inglourious Basterds temelde ( bir çok tarantino filminde olduğu gibi ) farklı hikayelerden (zaten film bölüm bölüm sunuluyor ) oluşan bir yapı içeriyor.
"Fransız bir yahudi olan Shosanna nazi subayları tüm ailesini öldürmesine karşın onların elinden kurtulmayı başarmıştır ve bir sinemayı işletirken genç bir nazi subayının ondan hoşlanıp filminin büyük galasını sinemasında yapmayı teklif etmesiyle Shosanna’nın ailesinin intikamını almak için eline bir fırsat geçer bu çerçevede Soysuzlar çeteside bu galaya dahil olunca suikastin temelleri atılmış olur "
http://www.filmofilia.com/wp-content/uploads/2009/04/inglourious-basterds_pic2_m.jpg

Filmin kısa özeti filmin sadece belli bir bölümünü anlatıyor ve filmin kafanızda oluşması için hiçte yeterli bir özet değil bu yazdığım ama biz biliyoruz ki Tarantino bir çok hikayesi olan farklı karakterleri toplayıp uzun bir film yapmaya bayılıyor Inglourious Basterds da o filmleri aratmıyor zaten tabi Quentin Tarantino bu filmindede kendi sinema üslubundan hiç bir ödün vermeden yoluna devam ediyor nitekim müzik kullanımından tutunda o meşur ayak fetişistine kadar her türlü tarantinstik ögeyi izliyorsunuz perde de bu yüzden demem o ki Inglourious Basterds harika kadrosuyla sinemada izlenmeyi bekliyor...

Not 1 : Christoph Waltz' ın filmde ki performansı kuşkusuz harika belki çok erken ama en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında oscar adayı olması gerekir kanaatindeyim...

Not 2 :Filmide korkunç bir dil kullanımı var neredeyse tüm avrupa dilleri bir bir kullanılıyor bu anlamda filmi izlemek çok ilginç ve oyuncuların aksanları kıvırma işide oldukça iyi bu durumu daha da zevkli kılıyor...

81/100

14 Ağustos 2009 Cuma

Audrey Hepburn ve Funny Face (1957)





Audrey , Audrey , Audrey
Bütün yaz boyunca yaptığım en kayda değer şey Audrey Hepburn filmleri izlemekti...Audrey ve ben o kadar ayrılmaz bir ikili olduk ki izlediğim dizilerde bile (bkz. Gossip Girl) Audrey beni bir şekilde buluyordu :)) vee Audrey ile benim son buluşmamız Funny Face (1957)...
Öncelikle şunu söylemeliyim Audrey Hepburn filmlerini seviyorum belkide sırf Audrey olduğu için yada onu izlemekten zevk aldığım için yoo hayır kesinlikle bundan daha fazlası var o filmler de...
Hepburn'nun bütün filmografisini izlemiş biri değilim ama elle tutulur kayıtlara geçmiş bütün filmlerini bu yaz sonunda izleyebildim ve şunu söyleye bilirim ki bu fimler sizi mutlu ediyor izlerken keyiflendiriyor dahası Audrey'nin filmlerinde bir ışıltı olduğunu düşünüyorum örneğin izlerken önünüze harika şehirler ve onların çeşitli yerlerini görme fırsatı veriyor ( bkz. tiffany's at the breakfast - new york , funny face -paris , roman holiday - roma) Bu küçük ayrıntı bile filmlerin sizi ele geçirmesi için bir sebeb tabi unutmadan şunu da belirtmek lazım Audrey'nin filmlerinde müzik hemen gelip sizi bulur. ( my fair lady ve funny face zaten hali hazırda birer müzikal Tiffany's içinse Moonriver demem yeterli sanırım)
Daha fazla Audrey hayranlığı yapmayı bırakıp Funny Face için de bir kaç kelam etmek gerekirse Audrey ve Fred Astaire birlikte izlemek yapılacak en keyifli işlerden biri müzik kostumler ışıl ışıl bu film için bir tabir yapmak gerekirse sanırım çok canlı demek yerinde olacaktır.Hepburn Jo Stockton rolünde o bildiğimiz Audrey nin çokta dışında bir karakter çizmiyor şarkı söylüyor dans ediyor güzel kıyafetleri giyip entellektüel konuşmalar yapıyor ve filmin hikayesine bakarsakta bize tanıdık gelecektir ama film bize süresi boyunca harika vakit geçirtiyor ,o dönemin modası hakkında az buçuk fikir sahibi ediyor her şey den öte bu dönem gençliği Devil Wears Prada ya bayılırken Funny Face i es geçmemeli diyorum...
77/100

13 Ağustos 2009 Perşembe

Across the Universe (2007)



Julie Taymor bir kadın sinemacı olarak çok saygı duyduğum bir isim fakat filmlerinin bana hitap etmediği aşikar (Fridayı ayrı bir yere koyuyorum).Bunun son örneği de kuşkusuz Across the Universe...
Bilindiği üzre müzikal filmler Hollywood un doğasında olan bir tür büyük bir nesil Doris Day ler , Fred Astaire ler ile büyüdü yinede son 30 yıldır oldukça sekteye uğramış bir tür müzikaller. Fakat Baz Luhrmann 'nın 2001 yapımı Moulin Rouge! filmi bu unutulan türü tekrar hatırlatmakta bir ilaç oldu ve 2000 lerde Producer , Chicago , Romance and Cigarettes gibi bir çok büyük kadrolu müzikal izleme şansı bulduk...
Julie Taymor da bir aşk hikayesini Beatles şarkılarıyla harmanlıyıp önümüze bir müzikal koymak istemiş fakat müzikal de olsa ortaya akıcı kurgusu olan bir film yapmanız gerekiyor Taymor ' ın filminde ise sahneler sırf şarkıları dinletmek için yapılmış bir fon gibi ayrıca ortada tam anlamıyla bir hikaye bile yok ve Taymor 'ın muhalif bir üslüp ile özgürlük ve savaş gibi konulara değinmek isteyişi ve bunları yaparkende klişelerden kurtulamayışı bana kalırsa filmin izleyiciyi sıkmasına sebebiyet veriyor.
Across the Universe için söyliyebilecğeim tek şey filmin soundtrack albümünü bir yerleden bulun ve harika Beatles coverlarını dinleyin filmi ise boş vaktiniz varsa ve post-modern müzikaller size göreyse izleyin...
56/100